ZIKZAK WEBLOG: Mayıs 2004



WEBLOG

Zikzak, kişisel bir weblogdur. Okumakta olduğunuz sayfalarda, daha çok site sahibini ilgilendiren konularda yazılar ve linkler bulunmaktadır. Site geneli hakkındaki düşüncelerinizi, önerilerinizi ve isteklerinizi bir eposta aracılığıyla bildirebilirsiniz.

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . ARŞİV . . LİNKLER . . EPOSTA . . .

Son günlerin popüler konusu olan Truvalılar ile Türkler arasındaki ilişkiyi, Milliyet Gazetesi de okuyucularına bir yazı dizisi olararak sunuyor. İnternette basit bir arama yapınca, konunun çıkış yeri olarak gösterilen Tarih Vakfı'nın Toplumsal Tarih adlı dergisindeki "Truvalılar Türk müydü?" ve "Avrupalıların Gözünde Truvalılar ve Türkler" başlıklı yazılara ulaştım. Bu iki yazının içeriği, gazetelerin konuyu ele alış tarzından çok farklı. Truvalılar Türk'tür veya Türkler Truvalı'dır falan denilmemiş. Eğer konuyu merak ediyorsanız verdiğim linklerdeki yazıları okuyun... Yine konuyla alakalı olarak "Türk Dilinin Beş Bin Yılı" başlıklı bir yazı buldum. Orada da konuyu dil bakımından ele almışlar...

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

BBC World'de, arada bir rastladığım fakat adını bir türlü öğrenemediğim belgesel tadında güzel bir program var. Adamın biri ıssız bir adada veya dağda nasıl hayatta kalabileceğimizi öğretiyor. Programda, nasıl ateş yakılacağı, çeşitli balık pişirme yöntemleri, vahşi hayvanlardan korunma, barınak yapma gibi pek çok yararlı bilgi veriliyor... Eğer programda anlatılanların boş şeyler olduğunu düşünüyorsanız, size "Yarından Sonra" adlı filmi seyretmenizi tavsiye ederim. Sonra zaten bu programa ilgi duymaya başlarsınız... :)

Gazete okuyunca parmaklarımın ucu belirgin bir şekilde siyah oluyor. Hele hele gazete okuduktan sonra elimi yıkamadan bilgisayarın başına oturduysam, klavye ve fare'nin bazı bölgeleri kirleniyor. Daha önceleri gazetelerden bu kadar boya çıkmıyordu. Anlaşılan son yıllarda ucuz kağıt veya ucuz mürekkep kullanmaya başladılar. Bazen gıda maddesi satıcılarının döneri, simiti, ekmeği veya benzeri yiyecek maddelerini daha ucuza geldiği için gazete kağıdına sararak müşteriye uzattığını görüyorum. Yani millete farkında olmadan mürekkep de yedirmiş oluyorlar. Aman dikkat...

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Milliyet, pazar günleri Kirpi adında basit bir mizah dergisi veriyor. Dergideki bütün karikatürün ismi Türkçe'ye çevirilerek yayınlanıyor. Ama ön kapağın arkasındaki, Türkçe karşılığı "Adem ile Havva" olan "Adam ile Eve"'nin adı değiştirilmemiş. Sanırım karikatürdeki karakterler çıplak çizildiği için gelebilecek olan tepkilerden çekindiler... Bence böyle de biraz garip olmuş. Ha İngilizce ha Türkçe, peygamber peygamberdir. Bu isim altında dalga geçmemiş mi oluyorsunuz?.. Komik... Kirpi'nin bu haftaki sayısında Adam, Eve'nin asma yaprağını giyerken yakalanmıştı. İlginç bir fantezi... :)

Photography by James Nachtwey... Sitede, silahlı çatışmaların yaşandığı bölgelerle ilgili ve insanlığın bugününü ve geleceğini tehdit eden bazı konularla alakalı gerçekten etkileyici siyah - beyaz fotoğraflar var. James Nachtwey'in dediği gibi, bunlar unutulmaması ve tekrar edilmemesi gereken olaylar... Mesela insan 1993'te çekilmiş şu fotoğrafı görünce donup kalıyor. Kime veya neye kızacağını bilemiyor. Geçenlerde BBC World'deki bir programda Sudan'daki çatışmaları gösteriyordu. 12 yaşındaki çocukların elinde bile silah vardı. Vatandaşları acınacak haldeyken, savaşmak yerine niye oturup sorunlarına bir çözüm yolu bulmayı denemezler anlamıyorum... Yazık... Daha önceleri de yazmıştım. Böyle fotoğrafları görünce, bazen gerçekten gereksiz şeylere para harcadığımı düşünüyorum ve üzülüyorum... Siz de mutsuz olmak istiyorsanız bu siteyi ziyaret edin. Özellikle de "famine" bölümü...

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Dolmabahçe Kültür Merkezi'nde, 27 - 30 Mayıs 2004 tarihleri arasında Dijital Fotoğraf Teknolojileri Fuar ve Festivali (DijiFest) var. Eğer dijital fotoğrafçılığa meraklıysanız, her gün ödüllü yarışmaların da düzenlendiği bu fuarı sakın kaçırmayın...

Photograph by Elena
Photograph by Elena... Sitede Elena Getzieh'in çektiği güzel ve kaliteli fotoğraflar var. Sitenin tasarımı biraz basit ve kullanışsız olsa da mutlaka ziyaret edilmeli...

Dün akşam bazı ilginç sitelere rastladım. İlk site WristFashion adında yeni bir blog. Site tahmin edilebileceği gibi kol saatlerine adanmış ve daha çok bazı ilginç modellerin tanıtımı yapılıyor. Değişik bir blog... İkincisi ise Londra'nın Tottenham bölgesinde bulunan ve 16 - 35 yaş arasındaki (büyük ihtimalle hepsi Türk) bayanlardan kurulu LondonTurkishGirls adında bir futbol takımına ait bir site. Sitede ana sayfadaki fotoğraf dışında herhangi bir şey yok, sanki terk edilmiş gibi. İlginç geldiği için adresini veriyorum... Üçüncü site ise canı sıkılanlar için. ALICE Artificial Intelligence Foundation. Aslında eğlencelik bir site değil. Ama sol menüdeki "Chat with Alice" linkine tıklayarak Alice adındaki bilgisayar programı ile sohbet edebiliyorsunuz. Hatırlayabildiğim kadarıyla internette buna benzer birçok site vardı. Sanırım 1999 yılına ait bir dergide de 10 kadar adres görmüştüm. Neyse, bir deneyin, belki hoşunuza gider...

Yunanistan kaynaklı Türkiye alehine yayın yapan bir sitecik varmış. Sitenin girişindeki (Pacman oyunundan esinlenerek yapılmış) abartılı Flash animasyonunu mutlaka görmelisiniz... Böyle sitelerin olması bence çok normal. Hem bu site yine makul bir düzeyde, siz bir de ingilizce olarak soykırım kelimesini aratın da görün neler var. Yahoo'nun, üçüncü olduğumuz dünya kupası için hazırladığı forumlardan Türkiye milli takımı ile ilgili olanının içeriğinde bile futboldan çok Ermeni, Yunan, Rum, Kürt ve soykırım gibi konular vardı... Avrupalılar arasında bizi isteyen de var istemeyende. Şu Avrupa Birliği konusunda aslında adamlara çok da kızmamak gerek. Çünkü bazı haklı gerekçeleri de var. Kendinizi onların yerine koyun, istermiydiniz böyle bir ülkenin Avrupa Birliği'ne girmesini? Ben açıkçası istemezdim. Bir anket yapılsa ve Türk vatandaşlarına Türkiye'nin Suriye, Irak veya İran'la birleşmesini ister misiniz diye bir soru sorulsa, bu anketten evet çıkma olasılığı bence çok azdır. Bizim durumumuz da buna benziyor. Bir kısım Avrupalı'nın (çoğunluk mudur azınlık mıdır bilinmez) bizi böyle gördüğü kesin.. Zaten ben AB'ye kolay kolay girebileceğimize de inanmıyorum. Prosedürü tam olarak bilmiyorum ama tarih verseler bile on sene sonra kim bilir neler olacak. Mesela bir kaç kukla terör örgütü yaratarak ekonomik kriterlere uyumumuzu sürekli geciktirebilirler. Ayrıca zamanı gelince küçük (mesela Malta gibi) bir ülkeye girişimizi veto ettirebilirler. Ya da bunlar da olmazsa hayır çıkacağı zaten kesin olan bir referandum yaparlar. Yani tarih alsak bile kesin hiçbir şey yok. Hem zaten Kıbrıs Rum Kesimi'nin, istedikleri yapılmadan tarih verilmesine onay vereceğini de hiç zannetmiyorum... Unutmadan, site ana sayfasında elinde kesik baş tutan bir Türk askeri resmi var. Bu tip resimlerin gerçek olmadığı söylense de yaklaşık dört sene kadar önce memlekete giderken otobüste yanıma oturan ve askerden yeni dönen bir komandonun elinde de benzer fotoğraflar vardı. Çocuk kafayı yemiş bir tipti. Terör bitti her şey düzeliyor denildiğine bakma sen, bütün gün dağlarda terörist avlıyoruz diyordu. Bu resimlerin sahte olup olmadığını bilmiyorum, ama sahte olsalar da işte elalemin eline kadar gidiyor, sonrada kötü propaganda oluyor. Neyse, belki de askerden dönüşte bir fotoğrafçıda böyle fotoğraflar yaptırma geleneği vardır. Zaten resimdeki askerin poz veriş şekli de her türlü fotomontaja uygun. Basit bir programla bile o askerin eline istenilen her şey tutuşturulabilir... Adres Gamze'den...

Geçenlerde Bush bisikletten düşmüş ve suratından yaralanmış. Bu adamın bisikletten nasıl düştüğünü gerçekten merak ediyorum. Bence bisikletle hız yaparken ön freni sıkmış olmalı. Yüzündeki yaraların başka bir açıklaması olabilir mi? Yoksa yan tarafa düşerken kafasını da mı yana doğru çevirdi? Yanlışlıkla gözüne kraker sokan adamdan her şey beklenir...

GhostTownGallery.com... Hani Amerikan filmlerinde kimsenin yaşamadığı, terk edilmiş hayalet kasabalar vardır ya, işte onlarla ilgili bir site. Şimdilik site arşivinde 174 hayalet kasaba ve bunların 1300 fotoğrafı mevcutmuş. Değişik bir site... Adresi Freelancer'in blogunda gördüm...

Justin Grant Photo Art
JustinGrantPhotoArt.com... Bu sitede bazıları gerçekten güzel yüz kadar fotoğraf var. Site genelde moda fotoğrafçılığı üzerine kurulu ve portraits, head shots, fashion, swimsuit & lingerie ve beauty/glamour gibi bölümlere sahip. İlgilenenler bir baksın...

Sabahtan beri omuzumda feci bir ağrı var. Sanırım biraz garip bir pozisyonda uyumuşum. Kaç gündür başım da ağrıyor. Yine kötü bür gün olacak heralde... Zaten dün de kötü bir gündü. Çarşıda yürürken hemen birkaç metre arkamdan bam diye bir ses geldi. Kadının biri yıkayıp balkonun kenarına astığı halıyı beşinci kattan aşağıya düşürmüş. Herhangi bir yerde iki üç saniye oyalansaydım 4 metrelik halının altında kalacaktım. Allah korudu... Yine aynı gün bu sefer dedem kafasını yarmış. Evet yine dedem. Adamın başına da gelmedik kalmadı. Almış eline keseri oğul otu denen şeyden çıkartıyormuş çiftlikte. Keseri havaya kaldırmış ve sivri tarafıyla alnını delmiş. Tabi hemen hastaneye götürmüşler. Gördüğümde üstü başı kan içindeydi... Geçen gün yazmıştım annem atariyi atmış diye. Sadece atari yetmemiş olacak ki VHS video da yok ortalarda. Bana sormadan karşı binadaki komşuya vermiş. Evde bir sürü video kasedi var, ne olacak onlar dedim, o da "git bir yerde cd'ye çektir" dedi. İşim gücüm yok bir de onlarla uğraşacağım. Videoyu veren çektirsin. Bir ay eve uğramadım şimdi aradığım hiçbir şeyi bulamıyorum...

Biliyorsunuz, sistemimizin güvenliği için bilgisayarlarımızda mutlaka iki tane anti-virüs programı bulundurmamız tavsiye ediliyor... Bence eğer bir internet bağlantımız varsa artık ikinci bir anti-virüs programına çok da gerek yok. Şu aşağıda vereceğim linklerden kuşkulandığınız dosyalara veya bilgisayarınıza online tarama yaptırabiliyorsunuz. Ben Panda'nın sistemini çok beğendim. Herkesin elinin altında olması gereken bir link. İstediğiniz her dosyaya tarama yaptırabiliyorsunuz. Mcafee'nin sitesinde ise üç ayrı tarama seçeneği mevcut. Windows klasörü taraması, belgelerim kalsörü taraması ve sistem taraması. Symantec'in serivisi ise sadece sistem taramasına izin verdiği için bende biraz hayal kırıklığı yarattı. Ama Symantec'in diğer sitelerde bulunmayan bir özelliği var. Bilgisayarımızın internet güvenliğini kontrol eden bir güvenlik taraması seçeneği... İsterseniz bilgisayarınızın güvenliğini kontrol etmek için aşağıda bulunan dördüncü ve beşinci linkleri de kullanabilirsiniz...

Panda ActiveScan
McAfee FreeScan
Symantec Security Check
SygateTech QuickScan
AuditMyPC Firewall Test

Blogger'dan biraz daha bahsedelim. Eskiler biliyordur, Blogger ana sayfasında bir forum vardı. Daha sonraları bu yararlı servisi kaldırıldı. Geçen hafta internette dolaşırken BloggerForum isimli bir foruma rastlasım. Blogger'ın resmi forumu değil ama eskisini aratmayacağı kesin. Zaten burası sadece Blogger blogu olanların kullandığı bir yer değil, genel bir blog forumu. Greymatter, Movable Type, TypePad, LiveJournal gibi bir çok blog aracı ve servisi hakkında yazabilirsiniz... Tavsiye ederim...

Sonra, bugün Blogger'da BBC kaynaklı bir haber gördüm. Irak'tan savaş sırasında yayın yapan "Where is Raed" adlı blogu çoğunuz biliyorsunuzdur. İşte bu blogun yazarı ve blogu hakkında bir film çevrilecekmiş. Ayrıntılar BBC'de...

Son olarak da dün PlasticWings'de Blogger Brezilya ile ilgili kısa bir reklam filmine rastladım. Güzel yapmışlar. Bakalım Türkiye versiyonu da çıkacak mı?..

Blogger FotoBlog olayına da girmiş bulunuyor. Hello.com sitesindeki program aracılığıyla istediğiniz fotoğrafları blogunuza koyabiliyorsunuz. Bu program göndereceğiniz resimlerin boyutunu blogunuzun ölçülerine göre otomatikman ayarlıyor ve sizin bir şey yapmanıza gerek kalmıyor. Blogunuzun ana sayfasındaki resimleri isterseniz küçük thumbnailler olarak ayarlayabiliyorsunuz ve üzerine tıklandığında da asıl büyük resmi açtırabiliyorsunuz. Fotoğraflara yorum da ekleyebiliyorsunuz. Ayrıntılı bilgi Hello.com sitesinde mevcut... Örnek blog: ShellenDotComPhotos... Bence gerçekten çok pratik ve kullanışlı olan bu servisin en önemli özelliği sınırsız ve bedava olması. Eğer böyle devam ederlerse ücretli blog servislerinin ömrü fazla uzun olmaz...

Dün, Meg ve Erin adında iki Amerikalı kızın hazırladığı American Girls Are Easy isimli bir siteye rastladım. Sitede, bazıları da Türkiye'yle alakalı olan ilginç bölümler var. Mesela Mow to Find a Man in Europe and Leave Him There bölümünde Yunanlılar'ı ve Türkler'i ele aldığı bölüm... Sonra sitede Türkiye'ye (Kapadokya, Çanakkale, Olimpos ve İstanbul) ve Avrupa'nın çeşitli ülkelerine yaptıkları gezilerden fotoğraflar da mevcut... Sitedeki anlatış tarzı biraz garip de olsa, Türkiye'nin tanıtımı açısından güzel bir site. Bu arada, fotoğrafların altındaki yorumları da okumanızı tavsiye ederim. Bazı Türkler bu garip dediğim anlatım tarzına takılmışlar. İnternette Türkler'e ve Türkiye'ye küfür eden binlerce site varken, bizim de günlük hayatımızda dalga geçtiğimiz bazı saçma davranışlarımıza değinen bu siteye bence biraz fazla tepki göstermişler... Neyse karar sizin...

Blogger coştu... Belki biliyorsunuzdur, uzun süredir faal olan Audioblogger ve Audblog gibi servislere telefon ederek ses kaydımızı belli bir ücret karşılığında blogumuzda yayınlatabiliyorduk. Bugün yeni farkettim, (geçmişte de bedava olup olmadığını tam hatırlamıyorum ama sanırım ücretliydi) Blogger Audioblogger'ı ücretsiz ve sınırsız yapmış. Bu servisi kullanabilmeniz için artık tek bir şart var. O da bir Blogger hesabınızın olması. Blogger'da kullandığınız kullanıcı adınızı, şifrenizi, bu servisi aramak için kullanacağınız telefon numarasını ve seçeceğiniz bir pin numarasını ilgili yerlere girerek kendinize bir AudioBlogger hesabı açabiliyorsunuz. Sitede şu an sadece Amerika'da bulunan bir telefon numarası vermiş olsalar da yakında dünyanın her bölgesine uygun ayrı birer telefon servisi açacaklarını söylüyorlar. Sitenin FAQ sayfasında bu servisi kullanan birkaç bloga da link vermişler: Plastercity, Nglass... Eğer bu servisin ilk defa duyuyorsanız verdiğim sitelere bir göz atın. Nasıl bir şey olduğunu kolaylıkla anlarsınız... Unutmadan, eğer (Blogger kullanıcı adınızı ve şifrenizi istediği için) bu servise güvenmiyorsanız, kendinize yeni bir Blogger hesabı açın ve Audioblogger'ı orada deneyin... Şu sıralar Türkiye'den Amerika'yı aramak iyi bir fikir olmasa da, yeni açılacak telefon servisleriyle yurt dışı aramaların dakikası 300 - 400 bin liraya kadar düşeceği için belki gelecekte Türkiye için bir servis numarası açmasalar da bana Audioblogger'ı kullanabiliriz gibi geliyor... Amerika'da oturan Blogger kullanıcılarının da çok şanslı olduğunu söylemeliyim... Bu arada yanlış anlaşılmasın, yukarıda Blogger kullanıcısı olmanız gerekiyor dedim ama sadece bir linkten ibaret olan bu ses kayıtlarını Blogger blogunuza gönderdikten sonra başka blog servisinde veya kişisel sitenizde de kullanabilirsiniz...

Zaman Gazetesi'nin internet sitesinde, kafası kesilen Amerikalı'yla ilgili görüntülerin gerçek olup olmadığıyla ilgili bir yazı varmış. İnsan artık neye inanacağı şaşırıyor. En iyisi hiçbir şeye inanmamak... Belki de ortada Irak savaşı falan da yoktur. Gidip gördünüz mü?.. Doğru, Müslümanlar'ı karalamak için böyle sahte olaylar yapabilirler. Ama bazı kesimler de alehimize olan her şeyi, Müslümanlar'ın üzerine pislik atıyorlar diye yorumluyor. Şu an Türkiye'nin başındaki bazı kişiler bile geçmişte Nemrut Dağı'ndaki tanrı heykellerini parçalamayı düşündüklerini söylüyorlar. Bu Amerikalı konusunu bilmiyorum ama Müslümanlar arasında da aşırılık yapabilecek kişiler olduğu kesin... Yazıya link Nahnu'nun yorumundan... Alakası yok ama Zaman Gazetesi sitenin menülerine de bayılıyorum. Her şeye anında ulaşabiliyoruz... Gazetelerden başlamışken, Radikal Gazetesi'nde de, Truvalılar'la Türkler arasında akrabalık olup olmadığıyla ilgili, Haluk Şahin'in yazdığı bir yazı vardı... Ben hep şunu merak etmişimdir. Orta Asya'daki Türkler'le bizim nasıl bir ortak yanımız var. Oradaki Türkler'le akrabalığımız sadece dile mi dayanıyor? Yoksa genlerimiz falan aynı mı? Ne bileyim, mesela oradaki (sanırım Özbek veya Türkmenler'di) bazı Türkler bize benziyor ama bazıları da çekik gözlü oldukları için daha çok Çinliler'e ve Moğollar'a benziyor. Bir ırk bu kadar değişik olabilir mi? Yoksa zamanında oradaki durum da bugünkü Türkiye'dekiyle aynımıydı? Yani çeşitli ırklar sadece ortak bir dil ve kültür mü benimsemişlerdi? Durum, Türkiye'deki Türk olamayan (Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Arnavutlar ve diğerleri) ırkların da Türkçe konuşmasına ve artık Türkler'le aralarında çok benzer özellikler bulunmasına mı benziyordu?.. Konu hakkında çok fazla bir şey bilmediğim için uzatmıyorum... Link Nikita'dan...

Bir sitede, uyumak isteyip de uyuyamayan birinin nasıl mışıl mışıl uyuyabileceğiyle ilgili bir yazı okudum. Adamlar yazmışlarda yazmışlar. Kafeini kesin, süt için, balık yiyin, odanızda hayvan bulundurmayın gibi bir sürü şey sıralamışlar. Bence kısaca saçmalamışlar. Uyumanın en basit yolu uykunuz gelene kadar uyumak için yatmamaktır. Eğer gece esnemeye başladığınızda yatarsanız kesin birkaç dakikada uyursunuz. Yoksa, ben saat onda uyuyacağım derseniz tabi uyuyamazsınız. Gece bire veya ikiye kadar bekleyin, o nasıl olsa gelir... Sonra yatarak televizyon seyretmek de çok işe yarar. Eğer bir de yorgunsanız yarım saate kadar uykuya dalarsınız... Tecrübeyle sabit...

Geçenlerde çoğaltıp da başkalarına göndermem için Tweety kuşlu saçma bir eposta geldiğini yazmıştım. Erdil Yaşaroğlu'nun konuyla alakalı bir karikatürünü görünce link vermemek olmaz diye düşündüm... Sanırım şu sıralar Komikaze sitesinde problemler var. Açılmazsa başka bir zaman denersiniz...

Ana muharebe tankı ve taarruz helikopteri projelerine ait ihaleler iptal edilmiş. Astronomik bir tutarları olsa da çevre ülkelerin silahlanmaları göz önüne alındığında bu platformlara Türkiye'nin acil ihtiyacı vardı. Yaklaşık beş - altı yıldır çeşitli nedenlerle iki ihale de sürüncemede bırakılmıştı. Üretim, ihaleler yapılmadan önce düşünülen tarihlerde başlasaydı içinde bulunduğumuz şu yıllarda ilk tanklar ve helikopterler hizmete girmiş olacaktı. Bilmiyorum ama sanki birileri bizim bu aletleri kullanmamızı istemiyormuş gibi geliyor. Hani bundan birkaç hafta önce bir rektör, gerekirse yüz bin şehit verip Yunanistan'ı alırız diye sayıklıyordu ya, elimizdekilerle o biraz zor işte. Eski tankları modernize ederek daha ne kadar kullanabiliriz ki? Ya da sınırlı sayıdaki taarruz helikopteriyle nasıl bir harekat yapılabilir ki? Geçmişte hiçbir şey yokken bizden kat ve kat üstün donanımlı düşmana karşı zafer kazandık, Türk ordusu şöyledir, Türk ordusu böyledir demek kolay. Bence o günlerin güçlü ordularıyla şimdikiler arasında çok büyük fark var. Artık savaş alanında onları yenmek neredeyse imkansız. Bana bugünkü modern orduların zorlandığı tek yer şehirlermiş gibi geliyor. Hem artık bazı işler için ordunun sayıca büyüklüğü de yetmiyor... Son zamanlarda bir de şu çıktı. Daha ucuza mal olacağı için direkt alım yoluna gidilebilirmiş. Yuh olsun böyle düşünenlere. Zaten ülkedeki uçak fabrikalarını kapatıp, yerine traktör ve soba fabrikaları kuran da aynı zihniyetti. Havacılık faaliyetlerini sonlandırmayan ülkelerin sektördeki bu günkü durumlarını görüyoruz. Üç beş kuruş kar için hazır alıma gidip teknoloji kazanımını hiçe saymak tam bir saçmalık... Unutmadan, iptalin gerekçesinde kendimize ait özgün bir model yapalım falan deniliyordu. Bu ifadeden platformların tüm tasarımını Türkiye'nin kendisinin yapabileceği sonucu çıkartılmamalı. Belki şu an İTÜ Uçak ve Uzay Mühendisliği Fakültesi'nin üzerinde çalıştığı gibi genel bir helikopter yapılabilir ama taarruz helikopteri için henüz çok erken... Peki alınacak veya üretilecek savaş araçlarına on milyalarca dolar harcamak akıllıca mı? Değil tabi. Alınan ve üretilen silahların büyük bir kısmı hiç kullanılmadan eskiyor zaten. Ama çevremizdeki cins ülkeler silahlandıkça Türkiye'nin de mecburen silahlanması gerekiyor. Keşke dünyada hiçbir ülkenin silahlı gücü olmasa da saçma sapan silahlara harcanan paralar insana harcansa...

Uzun süredir takip edemediğim için elimde ayrıntılı ve güncel bir döküman yok ama bunlardan haberiniz var mı? Türkiye kaç senedir Patriot, Arrow veya benzeri bir yüksek hava savunma sistemi almaya çalışıyor ve alamıyor? Daha kaç sene düğmeye basılınca uçup uçmayacakları belli olmayan 50 senelik Nike Hercules füzelerini kullanacağız? Bizden başka (sadece Yunanistan var sanırım) bunları kullanan modern bir ordu var mı? Yunanistan'da kaç yıldır S300 ve Patriot var? Ya da Suriye'deki, İran'daki ve Ermenistan'daki S300'lerden haberiniz var mı? Bizim yıllarca almak için uğraştığımız orta menzil hava savunma sistemi IHAWK'ı Yunanistan kaç senedir kulanıyor? Yunanistan kaç tane yeni nesil savaş uçağı alacak? Ağır nakliye helikopteri ihalesi kaç sefer ertelendi? Yine bizim iptal ettiğimiz ihalede üreteceğimiz modern tanklardan Yunanistan'ın elinde ne kadar var veya ne kadar almaya çalışıyor? Bizden daha küçük yüz ölçümü olan Yunanistan'ın taarruz helikopteri filosunda kaç AH-64 Apache helikopteri var? Hep Yunanistan diyorum değil mi? Çok fesatım... Dost(!) Yunanistan bu modern ve güçlü silahları bize karşı almıyordur ki. Kesin Arnavutluk ve Makedonya'ya karşı silahlanıyordur... Yani sözü şuna getirmek istiyorum. Haklı gerekçelerle de olsa iptal edilen özellikle bu iki ihale Türk Silahlı Kuvvetleri için çok önemliydi ve ordunun bu araçlara acil ihtiyacı vardı. İçinde bulunduğumuz bölgede yaşanacak bir karışıklıkta kötü bir durumla karşılaşırsak belki bu ihalenin iptalinden elde edilen parasal kazançtan çok daha büyük zararlara uğrayabiliriz...

Nükleer santral yapımının sürekli ertelenmesi de iptal edilen tank ve helikopter ihalelerine benziyor bence. Neymiş, riskliymiş, deprem olurmuş, atıklar varmış, çevreyi kirletirmiş falan filan. Yıllardır aynı konular. İnsan merak ediyor. Acaba gelişmiş ülkeler enerji ihtiyacının ne kadarını nükleer enerji santrallerinden sağlıyor? Amerikada eski bir nükleer santral kapatılınca hemen bak onlar kapatıyor biz açmaya çalışıyoruz deniliyor. Ama adamların kaç tane faal ve yeni santrali olduğu yazılmıyor. Daha bir kaç hafta önce Fransa'nın kömürle işleyen santralleri kapatacağı ve elektrik enerjisinin %80'ini nükleer santrallerden sağlayacağıyla ilgili haberler vardı gazetelerde. Gelişmiş ülkelerde durum böyle. Peki bizdeki durum ne? Gelecek için planlanan %80 doğal gaz kaynaklı enerji. Biz de doğal gaz var mı? Yok. Kimden alıyoruz? Dost(!) ve müttefik(!) İran ve Rusya'dan. Ne güzel değil mi? Adamlara muhtacız. Bu ülkelerle yaşayacağımız en ufak bir krizde gaz pompalamayı durdurmayacakları ne malum... Yok, onlar yapmaz öyle şey... Kendimizi avutalım... Batılı ülkelerdeki çevreciler bile gelip kendi vatanımızda nükleere karşı eylem yapıyorlar. Ya bizi çok düşünüyorlar, ya da işin içinde başka bir şey var. Sanki Bulgaristan'daki ve Ermenistan'daki eski santrallerde kaza olsa biz bundan etkilenmeyeceğiz... Bu konuyu çok uzattılar ama sanırım artık bir santral yapılacak... Tabi nükleer olacak diye rüzgar ve su gibi temiz ve ucuz enerji kaynaklarından da vazgeçmemeliyiz. Mesela yıl boyunca rüzgar alan yerlere, İstanbul'un Avrupa yakasındaki bir fabrikanın sahip olduğu dev bir yeldeğirmenine benzeyen ve rüzgar gücünü kullanan santrallerin benzerleri yapılabilir...

Benzer sorunlar bitmiyor. Sanki birileri bizim bu aletlere sahip olmamızı istemiyor demiştim ya, Bergama'daki altın madenleri için de durum aynı. Birileri köylüleri gaza getirip dünyanın her yerinde aynı şekilde çıkartılan madenin işletilmesine karşı eylemler yaptırıyordu. Şimdi bütün köylüler o karşı çıktıkları madende çalışıyorlar. Başlarındaki köylü kadın ise ne bileyim bize başka türlü demişlerdi gibi laflar ediyor... Sanırım çok uzattım, buraya kadar okuyan var mı acaba?.. :)

Güncelleme (18 Mayıs 2004 Salı 15:48): Tam da bu yazıya denk geldi. Dün akşam haberlerde Yunanistan'la karşılıklı olarak savunma bütçelerimizi azaltacağımız söyleniyordu. İyi de, bizim tek komşumuz Yunanistan değil ki... Yunanistan yetkilisi, Türkiye'nin tank ve helikopter ihalelerini iptal ettiğine memnun olduklarını da söylemiş. Bizim üreteceğimiz araçların benzerleri onlarda zaten şu an var. Bizde bunların olmamasına memnun olurlar tabi... Her neyse, bari iki ülke arasındaki ilişkiler düzelsin... :)

Bu sabah BBC World'de, Türkiye'nin doğusundaki (Van civarı) Kürtler'in eğitim sorunu ve kız çocuklarını genelde okula göndermek istememeleriyle ilgili bir program vardı. Sanırım adı LifeOnline'dı. Programın seyredebildiğim bölümlerinde ilgilileri, aileleri ve çocukları konuşturup, yatılı bir bölge okulundan görüntüler gösteriyorlardı. Programın sonunda da programa ait internet sitesinin adresini verdiler. Sitede bu haftaki programın (Educating Yaprak) uzun bir anlatımını fotoğraflarla birlikte bulabilirsiniz. Sayfanın en sonuna da programın tam bir metni var. Ayrıca sayfanın sol tarafındaki kolonda da Türkiye ve Kürtlerle ilgili bazı linkler dikkat çekiyor. Daha önce de söylediğim gibi programın tamamını seyredemedim, onun için herhangi bir yorum yapmayacağım. İlgilenenler bir baksın...

Yine buna benzer belgesel tarzındaki bir programı Rai'de görmüştüm. Ekip Türkiye'nin kırsal bölgelerini geziyordu. Kürt köylerine ve göçebelere konuk oluyorlardı. Bazı görüntüler sanki Afganistan'da çekilen bir programdan alınmış gibiydi. Dilini anlayamasam da ilginç ve çok uzun bir programdı...

Son olarak şunu da yazmamak olmaz. Bu programlar Türkiye'nin tanıtımı için önemli olsa da, gösterilen insanlarımızın acınacak hali, Avrupa'yı bizden bir parça daha uzaklaştırabilir... Üzücü ama malesef gerçek bir durum...

Bir süredir dünya televizyonlarında Irak'ta başı kesilen Amerikalı cep telefonu satıcısı Nick Berg hakkında haberler var. Geçenlerde yabancı bir blogda bu kafa kesme konusuyla alakalı bir sayfaya rastladım. Aslında sayfanın ve bulunduğu sitenin genel konusu bu Amerikalı değil. Sitede daha çok dünyadaki ölüm cezaları, idamlar ve kafa kesen ülkelerle ilgili yazılar var. Site içeriğine şuradan ulaşabilirsiniz. Unutmadan, siteyi henüz tam inceleyemedim. Belki rahatsız edici yazılar ve resimler olabilir. İsteyen gidip bir baksın...

Arama yapmayı bilmeyen vatandaşlarımız Zikzak'a hangi kelimeleri aratarak gelmişler? Son on gün içinde karşılaştığım en ilginç aramaları aşağıya listeledim. Kolaylıkla fark edebileceğiniz gibi çoğu cinsellik içeriyor. Günün birinde seks ve erotik gibi kelimeler yazmışız, şimdi gören geliyor. Bari aradıklarını burada bulamayınca küfür falan etmeseler...

  • lopez seks yaptı mı?
  • temel reis porno
  • eş cinsel türküler
  • akıl olmayınca sakal ne yapsın
  • örümcekli seks
  • nasıl travesti oldum
  • anneler gününü sevmiyorum
  • yüzü parçalanmış insan fotoğrafları
  • uzan lehine yazan siteler
  • imam hatip sex
  • teröristlerin internet siteleri
  • sakal sarımsak
  • hülya avşar bacak show
  • acınacak porno filmler
  • yobaz akp resimleri
  • vahşi hayvanlarla sex
  • bedava iç çamaşırı siteleri
  • sidik içen kızlar
  • parçalanmış insan vücudu resimleri
  • porno weblog
  • erotik weblog
  • macar biri bizi gözetliyor
  • komik maganda resimleri
  • cep melodileri polis sesi
  • başını keserken görüntüleri
  • çocuklar duymasın sex hikayeleri
  • çocuklarla bilgisayar üzerine röportaj
  • dünyanın en iğrenç işkence fotoğrafları
  • el kaide web page


Günlerdir gazetelerde ve televizyonlarda Yunanistan başbakanı Kostas Karamanlis'in Emine Erdoğan'ı öpmesi haberleri var. Niye basit bir öpücüğü bu kadar büyütüp de (televizyonları aratıp görüntünün yayınlanmamasını istemelerini kastediyorum) kendilerini ve Türkiye'yi rezil ediyorlar anlamıyorum. Dün bir köşe yazarı, ekonomide oluşan dalgalanmanın asıl sebebinin bile bu öpücük olayı olduğunu yazmıştı. Benzer olarak başbakanımızın dünkü parlamasının sebebi de bu olay olabilir. Yine dün Emine Hanım bir gazeteye "Bize gönül verenler bilsin ki onları mahçup edecek hiçbir şey yapmadık. Zaten Tayyip Bey buna müsade eder miydi, yanımdaydı..." demiş... Yanında olmasaydı ne olacaktı?.. Bu sözleri duyan da Kostas'la aralarında gerçekten ciddi bir şeyler olduğunu sanır. Yunanistan başbakanı böyle olacağını bilse öper miydi hiç. Hem bizim başbakan da Kostas'ın eşini öpseydi. En azından ödeşirlerdi. Yok yok, o zaman da bizim medya işi grup olayına kadar götürürdü... Ya da bizimki çok utanıyorsa yanağını falan uzatmasaydı. Gerçi Emine Erdoğan kendini geriye doğru çekseydi bu sefer olay hem daha komik olurdu hem de karşı taraf çok zor durumda kalırdı. Buna benzer bir olay başıma gelmişti. Bu haber sayesin de hatırladım. Geçen sene kurban bayramında bizimkilerin bayramını kutlamaya komşu bir aile gelmişti. Ben de safım ya, kapalı kadının elini öpeyim dedim. Annem yaşındaki kadın elini hemen arkasına götürdü ve sanki onun pis ellerini öpmeye çok meraklıymışım gibi "tamam tamam" dedi... Zaten hiç sevmediğim bir el öpme olayı yüzünden o kadar insanın arasında rezil etti beni... Çocuğunun bilgisayarı bozulunca düzeltmem için eve çağrıyor ama. Ya bir gören olsa?.. Tam bir saçmalık. İnançlarına saygı duyuyorum ama bazıları da bu işi gerçekten çok abartıyor... Bu arada, kadını da bir görseniz. Belki günaha giriyorum ama çok çirkin ve tipsiz biri. Ben zaten ona dokununca hemen gidip elimi yıkarım be...

Blogger'a bir haller olmuş. Görünümü değişmiş ve yeni özellikler eklenmiş. Yeni ana sayfa tasarımı sayesinde bloglarımıza çok daha kolay ulaşabiliyoruz. Hem artık bir fotoğrafımızı ve kendimize ait bilgileri koyabileceğimiz bir profil sayfamız (örnek) olabilecekmiş. Sonra ayrı bir yorum aracına da ihtihaç duymayacakmışız. Blogger yorum aparatı da sunmaya başlamış. Ana sayfadaki 10 blogluk yeni güncellenen bloglar bölümüne ek olarak, yüzlerce bloga ulaşabileceğiniz yeni bir sayfa da açılmış. Ayrıca tasarımı çok güzel yeni templateler de eklenmiş... Devamını daha sonra yazacağım, henüz tam inceleyemedim...

Dün dedemi hastaneye götürmüşler. Parmakla bacaklarında herhangi bir yere bastırılınca o yer çukur kalıyormuş. Doktor kalp büyümesi var demiş. Bu sabah durumunu bir de Edirne Tıp Fakültesi'nde kontrol ettireceklerdi. İnşallah çok önemli bir şeyi yoktur... Farkettim de bu blogda sıklıkla olumsuzluklardan bahseder oldum. Hayattaki olumsuzluklar can sıktığı için güzel şeylerden daha önemliymiş gibi geliyor. Gazetelerdeki durum da böyle değil mi?.. Şunu merak ediyorum. İnsan çok ama çok kötü bir gününde (mesela biriyle kavga falan ettiğinde) dinlediği yeni bir şarkıya daha sonra ne zaman rastlarsa rastlasın o kötü günü hatırlar mı? Bana oluyor. Şu Asereje denen parça... Güya hareketli, neşeli bir parça ama bana her zaman kötü bir günümü anımsatıyor... İçimden daha fazla bir şey yazmak gelmiyor. Zaten canım da sıkılıyor...

Conflict Map
Conflict Map... Bu sayfadaki dünya haritası üzerinde yirminci yüzyılda yapılan (iç savaşlar dahil) bütün savaşları görebilirsiniz. Haritanın hemen altında bulunan zaman çizelgesiyle oynayıp, haritayı istediğiniz seneler için ayarlayabilirsiniz. Farenizi savaş alanlarını gösteren alevlerin üzerinde gezdirince, yapılan savaş ve sonucu hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. İsterseniz sağ taraftan da haritanın ölçeğiyle oynayabilirsiniz... Şuradaki bölümde de bu sayfa hakkında bazı bilgiler var... Mükemmel bir kaynak. Tavsiye ederim... Ayrıca bu sayfanın bulunduğu Nobel e-Museum sitesini de ziyaret etmelisiniz. Site ana sayfasındaki eğitici oyunlar bölümü dikkat çekiyor...

Bu sabah aynaya bakınca, geçen sene iki tane olan kafamdaki beyaz saç teli sayısının 30'a dayandığını gördüm. Anne tarafının saçları 35 yaş civarında beyazlıyormuş. Mesela eskiden dedeme akbaş derlermiş. Ama ben daha yirmili yaşların ilk yarısındayım. Olacak iş değil... Yine bu sabah babamın uyurken (yüksek sesle) "anne anne" diye sayıklamasıyla uyandım. Yine uykusunda ölen annesiyle ilgili kötü şeyler görmüş olmalı. Gel de şimdi annemin anneler gününü kutla. Zaten bu anneler gününü artık pek fazla sevmiyorum. Bütün hafta televizyonlarda ve gazetelerde anne konusu işleniyor ve babam, babaannemin başına gelenleri unutamadığı için, bu yazı ve programlarla her karşılaştığında bir garip oluyor. Yanında annesi olmayanları hiç düşünmüyorlar. Annemin anneler gününü sanırım çok da abartmadan kutlamak gerek, en iyisi bu... Bir de dün perşembe pazarına simit almaya çıkmıştık. Hayatımda yediğim en güzel simitleri satan simitçinin yan tarafındaki elma satan adamın elmaların üzerine koyduğu etikette yazan fiyatlar çok hoştu. 1 kilo 650 bin, 3 kilo 2 milyon. İnanılır gibi değil ama adam sadece 50 bin lira için sahtekarlık yapıyor... Ya da adamın matematiği biraz zayıf...

Eendar.com
Eendar... Bu sitede Monica Calvo'ya ait küçük ama çok şeker illüstrasyonlar var. Download bölümündeki duvar kağıtlarından biri (üstteki resim) çok hoşuma gitti. Ayrıca sitenin tasarımı da sade ve şirin olmuş. İllüstrasyonlara ilgi duyanlar için...

Benim külüstür cep telefonunun bataryasını değiştirdim. Yenisi sadece 10 milyonmuş. Son aylarda her gün şarj etmek gerekiyordu. Bataryayı güvenilir bir mağazadan aldık ama inşallah kalitesiz değildir. Gazetelerde okuyoruz, bazıları insanın suratında patlıyormuş... Bu bataryayı almadan önce millet telefonu değiştir, bak yenilerinde şu özellikler var falan diyordu. İyi de ben bu aleti sadece telefon etmek için ve mesaj göndermek için kullanıyorum. Bana ne diğer saçma özelliklerinden. Cebime sığması benim için yeterli. Zaten bu telefona para da vermemiştim. Teyzem Hollanda'ya dönerken kendi telefonunu bana bırakmıştı...

Bu sabah burnumun kanamasıyla uyandım. İlk başta burnum akıyor sandım ve kağıt mendil almak için yataktan kalktım. Ayağa kalkar kalkmaz üstüm başım kan oldu. Eskiden, yani çocukken burnum çok kanardı ama uzun süredir (en son sanırım altı ay falan önceydi) fazla bir şey olmuyordu. Evdeyken bir parça pamuk ve doktorun verdiği tavsiyeler işimi görüyor, fakat dışarıdayken insan biraz zorlanıyor. İki üç sene önce (çok sıcak bir gün) Şişli'nin göbeğinde burnum kanamaya başlamıştı ve kendimi küçük bir büfeye zor atmıştım. Ancak 10 kadar peçeteyle durdurabilmiştik kanamayı...

Bıktım artık şu bilgisayarın kendi kendine kapanıp açılmasından ve kilitlenmesinden. Hafta en az üç kere kasayı açıp duruma göre işlemciyi ya yuvasına bastırıyorum ya da (bu sonuç vermezse) çıkartıp tekrar takıyorum. Kafayı yiyeceğim. Bilgisayar açıldıktan sonra 10 - 15 dakika içinde kilitlenme olmadıysa bir daha katiyen olmuyor. Ama dediğim sürede bir kilitlenme olursa kasayı açıp işlemciyle uğraşmadan sorun giderilemiyor. En kısa sürede yeni bir bilgisayar almalıyım. Ya da ne bileyim, artık işimi görmeyen parçalarını değiştirmeliyim... Unutmadan, bir de şu Internet Explorer'la yaşadığım ve bir türlü düzeltemediğim sorun var. Explorer'la internette dolaşırken ya da bilgisayarımda klasörler arasında gezinirken yaklaşık 15 - 20 dakika sonra inanılmaz bir yavaşlama oluyor. Mesela bir popup açılacak pencere veya bir alt klasör en az 30 saniyede açılıyor. Yavaşlığı gidermenin tek çözümü ise Ctrl+Alt+Del yapıp Explorer programı için görevi sonlandır tuşuna basmak ve Explorer'ı kapatmak. Bu ancak 15 dakika kadar bir rahatlama sağlıyor.Sonra yine aynı şeyler oluyor. Bilgisayardan anlayanlara sordum, Explorer ve Windows'un ilgili ayarlarıyla oynadım, Explorer'ı güncelledim, Windows'u tekrar yükledim ama hiçbir şey değişmedi. Belki de sorun çok dolu olan sabit diskte. Çok can sıkıcı bir durum çok...

Margot Quan Knight Photography
Margot Quan Knight Photography... Bu sitede çok ilginç fotoğraflar var. Bunlardan bazılarını (sırıtan domates ve kırık yumurta şeklindeki taşlar gibi) zaten bir yerlerde görmüşsünüzdür. Sitenin özellikle fabrica bölümü çok başarılı. Mutlaka ziyaret edin...

Geçmiş aylardaki yazılara bakınca, daha önce linklerin arasına koyacağımı söylediğim fakat sonraları unuttuğum şu rast gele blog linkini farkettim ve tekrar vereyim dedim. Bu linke her tıkladığınızda, bazıları gerçekten kaliteli olan, çoğunlukla yeni güncellenmiş farklı bir Blogger bloguna gidiyorsunuz. Canı sıkılanlar için birebir...

Geçenlerde kalp nakline ihtiyacı olan bir gençten bahsetmiştim. Dün Hürriyet gazetesinde üzücü bir haber gördüm. Ölmüş... Aylar önce Arena'da yayınlanan bir akaryakıt kaçakçılığı olayı hakkında yazmıştım. Dün biri bu (sadece Arena'da gördüklerimi yazdığım) yazının altına yazdıklarınızın çoğu yanlış diye (nelerin yanlış olduğunu belirtmeden) bir yorum yazmış. İlginç...



« »


. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . BAŞA DÖN . . .

Linkler

Sitenizin ismini aşağıdaki bölümde görmek istiyorsanız, Zikzak'a kalıcı bir link vermeniz ve bunu bir e-posta ile bana bildirmeniz gerekmektedir...

aicis
altiustutasarim
aslicin
bebelog
benhayattayken
blogkardesligi
bloglaralemi
deeperandfaster
ekonomiturk
ellibir
esinperisi
fikirbaz
findikkabugu
geriden
golgelimavi
izlenimler
keditasmasi
limk
mada
mentaldisorder
n
naylondefter
notdefteri
ozgekilicoglu
sosyalmekan
stadyum
sulusepken
taheny
thezgi
turkce

diğer linkler

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . BAŞA DÖN . . .

İletişim

E-posta göndermek için aşağıdaki formu veya zikzakweblog@yahoo.com adresini kullanabilirsiniz...

 

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . BAŞA DÖN . . .

This page is powered by Blogger. Isn't yours?